Архив сайта
Ноябрь 2017 (1)
Октябрь 2017 (11)
Сентябрь 2017 (26)
Август 2017 (45)
Июль 2017 (42)
Июнь 2017 (68)
Календарь
«    Декабрь 2017    »
ПнВтСрЧтПтСбВс
 
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
ГОЛОСОВАНИЕ НА САЙТЕ
Какая страна, на Ваш взгляд, примет больше беженцев-черкесов из Сирии?
Российская Федерация
Соединенные Штаты Америки
Ни та, ни другая
СМС-помощь


Аслан Шаззо на сервере Стихи.ру


Türkiye Büyük Millet Meclisimizdeki iktidar, ana muhalefet ve diğer partilerimizin çok saygıdeğer temsilcileri, kıymetli yerel yönetim başkanlarımız, Rusya Federasyonu Elçiliğinin saygıdeğer temsilcileri, sayın delegelerimiz ve Genel Kurulumuzu yurt dışından, Almanya’dan ve Ürdün’den gelerek onurlandıran değerli misafirlerimiz, hepiniz 5. Olağan Genel Kurulumuza hoş geldiniz.

Sayın Misafirler, Genel Kurullar kurumların yenilendiği yasal platformlar olduğu kadar, topluma ve siyasetçilere mesajların iletildiği, onların da topluma mesajlarının seslendirildiği çok önemli toplantılardır. Sizler bizim misafirlerimiz olarak katılımınızla bu önemli toplantımızı şereflendirdiniz, bizleri onurlandırdınız. Kafkas Dernekleri Federasyonu’nun 4. Dönem başkanı olarak ben, yönetim kurulumuz ve tüm Çerkes toplumu adına sizlere teşekkür ediyor, şükranlarımızı sunuyorum.

5. Olağan Genel Kurulumuzun, Federasyonumuz açısından ve Türkiye’mizin demokratikleşme sürecine yapıcı katkıları açısından hayırlı olmasını diliyorum.

Ben bugün, başkanlık görevimi sona erdirirken güncel sorunlarımızı ve endişelerimizi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Biliyorsunuz dünyada çok önemli bir süreçten geçiyoruz. “Renkli Devrimler” bitti. Çoğunun nasıl başarısızlıkla sonuçladığını gördük, görüyoruz. Şimdi “Arap Baharını” yaşıyoruz. Birçok Arap ülkesinde ciddi rejim ve iktidar değişiklikleri olmakta, çok kanlı süreçler yaşanmakta. Değişimlerin olduğu ülkelerde otoriter yönetimler olduğunu biliyoruz. Ancak bu ülkelerde değişim isteyen ve müdahil olan ülkelerin samimi olarak demokrasiyi yerleştirmek peşinde mi, yoksa ülkelerin zenginlikleri üzerine yerleşmek peşinde mi oldukları konusunda ciddi kuşkularımız var. Önümüzdeki süreçte Suriye’de ve İran’da neler olacağı meçhulümüzdür. Bir de “Kafkasya Baharı” senaryoları konuşulmakta. Tüm bu coğrafya Türkiyemizin çevresinde. Bu ülkelerle çok yakın komşuluk ve akrabalık ilişkilerimiz var. Ayrıca birçok Çerkes soydaşımız yaşamakta. Üstüne üstlük tüm bu siyasi gelişmeleri ciddi bir küresel ekonomik kriz ortamında yaşamaktayız. Dünya ekonomilerindeki olumsuz gelişmeler, bazı ekonomistlerin, “2009 yılında başlayan ekonomik kriz sürecinin 2017 yılına kadar devam edeceği” kehanetini doğrulamakta. Dolayısıyla tarih boyunca çok büyük acılar yaşamış, soykırıma uğramış, anavatanından dünyaya savrulmuş Çerkes toplumu olarak, yeni acılar yaşamak istemiyoruz. Biz, hiç bir ülkenin iç savaş yaşamasını istemiyoruz. Hiç bir insanın yerinden yurdundan olmasını istemiyoruz. Çünki biz her sabah, “Tanrı, tüm halkları özgür ve mutlu kılsın, bizleri de unutmasın” diye dua eden bir toplumuz. Savaşın yıkıcılığını, anavatanını kaybetmenin yakıcılığını en iyi biz biliriz.

Türkiye için de endişelerimiz var. Demokratikleşme sürecine rağmen, terörün her gün ocakları söndürdüğü günlerden geçiyoruz. Terör, Türkiyedeki etnik ayrışma ortamını körüklemekte. Toplumları ayakta tutan en önemli üç ayak, karşılıklı sevgi- güven- hoşgörü’dür. Bunlardan birisi olmazsa hiç biri olmaz. İlk öğretim kitaplarımızda “Millet olmanın” tarifini yaparken “tarih birliğine sahip olmak, kederde tasada birlik olmak, ülkü birliğine sahip olmak” gerektiğini çocuklarımıza öğretiyoruz. Ama milli maçlarımızda bile kendi milli sporcularımızı yuhalıyacak kadar kulüp bazında ayrışmışız. Kimse bu olayları basite almasın. Ülkemizin etnik olarak, inanç olarak, hatta takımlar bazında ayrıştığı, hoşgörüyü yitirdiği bir ortamda, geleceğimiz için, çocuklarımızın geleceği için, elbette endişe ediyoruz. Ancak tüm bu olumsuzluklara rağmen biz ümidimizi yitirmiyoruz. Ülkemizde yeterince akıllı ve sağduyulu insanın olduğuna inanıyoruz. Demokratikleşme sürecinin, yeni anayasa yapım sürecinin bu derde deva olacağına inanıyoruz. Sevginin-Güvenin-Hoşgörünün egemen olduğu, “kederde ve tasada ortak, ülkü birliğine sahip” Türk vatandaşlarının oluşturduğu bir Türkiye’nin, kuruluşunun 100. Yılında, 2023’te bir dünya ülkesi olacağına yürekten inanıyoruz. Biz Çerkesler olarak, yüreği insan sevgisiyle dolu, hiç bir ırk ve din mensubu ile çatışmayan, hoşgörü ile birlikte yaşamasını bilen bir toplumuz. Onun için bu gün sloganlarımızda “TÜRKİYE HEPİMİZİN; Etnik-Dini Bölünmeye Hayır, Demokratik Uzlaşıya Evet” diyoruz. Biz sözümüzün arkasındayız. Ülkesini seven, Türkiye’nin birlik ve beraberliğine inanmış her vatandaşı aklıselime, sevgiye ve hoşgörüye davet ediyoruz.

Sayın misafirlerimiz, Çerkes insanını ve kültürünü tanımak için lütfen Türkiye coğrafyasında dağılmış Çerkes köylerinin sicilini tek tek tarayınız. Bu köylerin adli sicilinde hırsızlık, tecavüz, kadına çocuğa şiddet, uyuşturucu kullanmak, ticaretini yapmak gibi yüz kızartıcı suçlar yoktur. Hatta köylerimizin birçoğunda kurulduğu günden bu güne kadar hiç vukuat olmamıştır. Çünki bizim yasalardan daha güçlü olan, sosyal yaşamda düzeni ve eşitliği sağlayan “KHABZE” dediğimiz kurallarımız var. Ancak biz başkalarının gıpta ettiği, toplumların özenle korumaya çalıştığı bu eşsiz hasletlerimizi gün be gün yitiriyoruz. Dünya mirası olan binlerce yıllık geleneklerimizi ülkemizin bir zenginliği olarak görüyoruz ve diyoruz ki: “FARKLILIĞIMIZ ZENGİNLİĞİMİZ; BİRLİĞİMİZ GÜCÜMÜZDÜR”

Kültürleri yaşatan dildir. Günlük kullanamadığımız, ana okullarda öğretemediğimiz, televizyonlarda dinleyemediğimiz dillerimizi çocuklarımıza öğretemiyoruz. Anadoluda yaşamış en eski medeniyetin dilleri olan dillerimizi yine bu topraklarda yitiriyoruz. Dünyanın en zengin sesli dili, Ubıh dili, 1992 de Anadolu topraklarında “ölü diller” sınıfına girdi. Unesco, Adığe ve Abaza dillerini de “ Türkiye’de yok olma tehdidi altındaki diller” sınıfına aldı. Geçen yılki sloganımız, “Biz Bu Topraklar İçin Ölürken Türkçe Bilmiyorduk; Şimdi Ana Dilimizi Bilmiyoruz” çok beğenilmişti, bu yılda tekrarlıyoruz: “Biz Bu Topraklar İçin Ölürken Türkçe Bilmiyorduk; Şimdi Ana Dilimizi Bilmiyoruz.”

Çerkes toplumu olarak vatandaşı olduğumuz Anadolu’da dilimizle, kültürümüzle süratle asimile oluyoruz. Bu güne kadar sürdürülen, tek dilli, tek dinli ulus yaratma politikaları yüzünden yok olma noktasına geldik. Dilimizi öğrenmek ve öğretmek adına çabalarımız mevcut büroksasiyi ve bağnaz milliyetçilerin engellerini aşamıyor. Bu konuda Sayın Hüseyin Çelik’in geçen dönemde samimi destekleri oldu. Buna rağmen 6 yıldır Milli Eğitim Bakanlığı engellerini aşıp, derneklerimizde kurslar açamadık. YÖK Başkanının desteklerine rağmen, rektörlerin çabalarına rağmen, Samsun 19 Mayıs ve Kayseri Erciyes Üniversite senatolarında “Adığece- Abhazca” dil bölümlerin, Dil ve Edebiyat Fakülteleri bünyesinde kurulması reddedildi. Biz bağıran, çağıran bir toplum değiliz. Bizim kültürümüzde bunlar ayıptır. Ancak duyulmuyoruz ve haykırmak kaçınılmaz oluyor. Buraya bu gün Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın sözünü slogan olarak aldık. “ASİMİLASYON İNSANLIK SUÇUDUR” dedik. KAFFED’in 10 yıl önce ilke olarak benimsediği bu doğruyu bir kez daha buradan seslendiriyoruz. Hükümetimizi ve tüm partilerimizi yeni anayasa yapılması sürecinde çare bulmaya çağırıyoruz. Bunu sadece kendimiz için değil, dilini kültürünü yaşatma kaygısı olan, Türk, Kürt, Laz, Çerkes, Arap, Alevi, Süryani ayırımı yapmadan tüm vatandaşlarımız için istiyoruz.

KAFFED olarak biz taleplerimizi yıllardır somutlaştırdık. Hükümetimizden ve diğer partilerimizden beklentilerimiz çok açık ve net. Bunları paylaşmak istiyorum:

1. İnsana saygılı yeni bir anayasa hazırlanmalı: Temel hak ve özgürlükleri temel alan, evrensel normlara uygun, sivil, çağdaş bir anayasa hazırlanmalı, yurttaşların dillerini, dinlerini ve kültürlerini istedikleri gibi yaşamalarını engelleyen tüm yasaklar kaldırılmalı, insan hakları ile dil ve kültürel hakların geliştirilmesini güvence altına alan tüm uluslararası sözleşmeler hiç bir çekince konulmadan onaylanmalı ve uygulanmalıdır. Bu özlemimizi de bu gün sloganlaştırdık: “DEMOKRATİK ANAYASA; Herkese eşitlik, özgürlük ve refah” dedik.

2. Kimlik ve kültürel haklar güvence altına alınmalı: Çerkes kimliğinin ifadesi ve yaşatılmasına ilişkin her türlü engel ortadan kaldırılmalı, bir toplum ve kültür olarak Çerkeslerin varlığı kabul edilmelidir. Çerkesler, çocuklarına ve yaşadıkları yerleşim birimlerine istedikleri isimleri koyabilmeli, Çerkes köylerine eski isimleri verilmelidir. Ayrımcılık ve her türlü ırkçılık ile aktif bir şekilde mücadele edilmeli, özellikle ders kitaplarından dil, din, etnisite ve cinsiyet farklılığı temelinde ayrımcılığı ve nefreti körükleyen tüm ifadeler çıkarılmalıdır.

3. Anadili eğitimi yaşama geçmeli: Devlet, yurttaşların dillerini ve kültürlerini korumaları için sadece izin veren değil, destekleyen bir konumda olmalıdır. Bu kapsamda ilk öğretimden itibaren Çerkesçe seçmeli dil dersleri yaşama geçirilmeli, ana okullarında ve derneklerde dil öğretiminin önünde engel olan tüm kısıtlamalar kaldırılmalı, halk eğitim merkezleri ve benzeri kuruluşlar aracılığı ile dil kursları açılmalı, anadili öğretmenleri yetiştirilmeli, üniversitelerde talep edilen tüm dillerde akademik çalışmalara imkan tanınmalı, lisans ve lisans üstü programlar açılmalı, enstitüler kurulmalıdır.

4. Çerkesce TV ve radyo yayınları yapılmalı: Münhasıran Çerkes dillerinde tam gün radyo ve televizyon yayını yapılmalı, Çerkesce yayın yapan özel basın/yayın organları desteklenmelidir. Bu sayede Türkiye milyonlarca soydaşımızın yaşadığı coğrafyaya da sesini ulaştıracaktır.

5. Çerkes kültürüne yönelik sivil toplum kuruluşları desteklenmeli: Çerkes kültürünün korunması ve geliştirilmesine yönelik faaliyet gösteren tüm sivil toplum kuruluşlarına destek sağlanmalıdır.

6. Dönüş hakkı tanınmalı: 21 Mayıs Çerkeslerin soykırım ve sürgününün simgesel tarihi olarak kabul edilmeli ve bu tarihsel gerçek tanınmalıdır. Çerkesler, anayurtlarından sürgün edilerek zorla çıkarıldıkları için, tarihsel olarak anayurtlarına dönüş hakkına sahiptir. Rusya ile çifte vatandaşlık anlaşması yapılarak Türkiye Çerkeslerinin anayurtları ile olan bağları yasal olarak da sağlanmalıdır. Kafkasya'ya dönerek yerleşmek isteyenler için sosyal hakların transferi sağlanmalı, bunun için Rusya ile Türkiye arasında sosyal hakların transferi anlaşması yapılmalıdır.

7. Kuzey Kafkasya cumhuriyetleri ile ilişkiler güçlendirilmeli: Türkiye’de yaşayan Çerkeslerin akrabalarının bulunduğu Kuzey Kafkasya cumhuriyetleri, özellikle Adığey, Karaçay-Çerkes ve Kabardey-Balkar Cumhuriyetleri ile ekonomik ve kültürel ilişkiler geliştirmeli, Kuzey Kafkasya’ya yerleşen veya iş kuran vatandaşlarımız desteklenmeli, buradaki üniversitelerde okuyan öğrencilere kredi ve burs verilmelidir.

8. Abhazya ve Güney Osetya tanınmalı: Abhazya ve Güney Osetya egemen devletler olarak tanınmalı, Abhazya ve Güney Osetya'ya yönelik izolasyonlar kaldırılmalı, Trabzon-Sohum arasında gemi ve İstanbul-Sohum arasında uçak seferleri acilen yeniden başlatılmalı, Gürcistan'a yapılan askeri yardımlar durdurulmalı, Abhazya/Güney Osetya ve Türkiye’deki kurum ve kuruluşlar arasında ekonomik, kültürel ve eğitsel alanda işbirliği geliştirilmelidir.

Son olarak Rusya Federasyonu temsilcilerine seslenmek istiyorum. Biliyorsunuz 2014 yılında Soçi’de kış olimpiyatları yapılacak. 2014 Yılı ayni zamanda “Büyük Çerkes Soykırım ve Sürgünü”nün 150. Yıldönümü. Soçi Olimpiyatlarının yapılacağı dağlar ve vadiler, büyük Rus-Kafkas savaşının sona erdiği, son direnişçilerin katliamla yok edildiği yerler. O topraklar atalarımızın kanlarıyla sulandı, kemikleri hala orada. Belki birçoğu inşaat temelleri açılırken yok edildi. Dolayısıyla Çerkes toplumu bu konuda büyük hassasiyet gösteriyor. Birçok insanımız “No Soçi!” diye haykırıyor. Rusya ile çatışan ülkelerin de bu hassas konuyu kaşıdığını biliyoruz. Biz Çerkes diasporası olarak kin gütmüyoruz. Kardeşlerimiz o topraklarda hala yaşamakta. İntikam ve tazminat peşinde hiç değiliz. Ancak tarihin en eski zamanlarından beri o topraklarda yaşayan insanların da tarihte hiç yaşamamışça yok sayılmasını hazmedemiyoruz. Bunun için Rusya Federasyonu’nun yöneticilerine sesleniyoruz. Aynen bir önceki Kış Olimpiyatlarında, Montreal’de yapıldığı gibi, siz de tarihle barışınız. Çerkes toplumuna Çarlık döneminde reva görülen trajedinin özürünü dileyiniz. Soçi topraklarının mazlum çocuklarına tarihi haklarını tanıyınız. İnanıyoruz ki tarihle barıştığınızda, diaspora ile barışacak, Kafkasya bölgesinde barış ve huzuru sağlayacaksınız. Tarih önümüze barışmak için önemli bir fırsat çıkarmıştır. Büyük devletlere yakışır şekilde bu fırsatı en iyi şekilde değerlendireceğinizi umuyoruz.

Sayın Katılımcılar, değerli misafirler. Bu konuşmayla ben 6 yıldır üstlendiğim Başkanlık görevini bırakıyorum. Geçen yılki konuşmamada çok net ifade etmiştim. Demiştim ki: “Değerli kongre katılımcıları, konuşmama son vermeden önce kendi şahsım ile ilgili düşüncelerimi de paylaşmak istiyorum. Biliyorsunuz geçen yılbaşında ben bu genel kurulda görevden ayrılmak istediğimi açıklamıştım. Bu düşüncemi ortaya koyarken gerekçelerim şunlardı:

Birincisi, Başkanlık görevini yerine getirdiğim süre içinde, temsil görevimizi elimizden geldiğince yaptık, maddi sorunları topluma yansıtmadan bir şekilde çözdük. Ancak bunun karşılığında, içinde biraz güven olsa da, toplumsal bir atalet oluştuğunu gözlemledim. Bu toplumsal atalet duyarsızlığa dönüşmeye başladı. Dolayısıyla kısa vadede toplumu yönetiyor gözükürken, uzun vadede tehdit oluşturan toplumsal ataletin kaynağı durumuna geldiğimi gördüm. Toplumumuzun yeniden dinamizm kazanması gerekiyordu. Yeni bir başkan arayış ve tartışmasının toplumda yeni bir dinamizm yaratacağını düşündüm.

İkinci olarak, kurumları yöneten insanlar fanidir ama kurumlar kalıcı olmalıdır. Toplumlar ve kurumlar ise yeni yüzler, yaratıcı fikirler çıkartabildikleri ölçüde kalıcı ve ölümsüz olabilirler. Tam 40 yıldır derneklerimizde bir şekilde yönetici konumlarında bulundum. Artık bizim de yeni yüzlere ve fikirlere ihtiyacımız var. Toplumsal dinamizmin önünü tıkayan birisi haline gelmemek için ayrılmamın doğru olacağını düşündüm.

Üçüncü neden olarak ta, ne kadar prestijli, ne kadar onurlu makam olursa olsun, makam ve koltukların da bırakılabileceğine örnek olmak istedim.”

Bu düşüncelerle geçen dönem görevimi devretmek istemiştim, ancak bilinen sebepler nedeniyle bir dönem daha devam etmek zorunda kalmıştım. Ama bu 5. Genel Kurul da, kendi isteğimle, yukarıda ifade ettiğim samimi gerekçelerim nedeniyle görevi genç arkadaşlara bırakıyorum. Görevim süresince bana destek veren her kese teşekkür ediyorum. Kırdığım insanlar olduysa onlardan özür diliyorum. Toplumumuzun bana verdiği görevi çok onurlu bir paye olarak değerlendiriyor, benden sonra yeni seçilecek kardeşlerimizin emrinde bir nefer gibi çalışmaya, yardımcı olmaya, amade olduğumu da huzurlarınızda beyan ediyorum.

5. Olağan Genel kurulumuzun Türkiye’ye, Çerkes toplumuna hayırlar getirmesini dileyerek, yeni seçilecek yönetim kurulunu şimdiden kutluyorum. Katılımınız için hepinize sonsuz şükran ve teşekkürlerimi sunuyorum.

Kafkasfederasyonu.org
 (голосов: 0)
Опубликовал administrator, 7-12-2011, 21:53. Просмотров: 929
Другие новости по теме:
Kafkas Dernekleri Federasyonu Yönetim Kurulu Bildirisi
KAFFED Suriyeli Kardeşlerimiz İçin Bir kez Daha RF Devlet Ba ...
Röportaj: Cihan Candemir (narthaber.com-18 Ocak 2010)
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir To ...
KAFFED'den Kınama